Wednesday, September 17, 2025

Anlamadığı Dilde Anlatılan Hayat

Adım Hevi.  Kürtçede “umut” demek. Annem bana bu ismi koyarken, bir gün kendi dilimde okuyup yazacağımı hayal etmiş. Ama ben, okula başladığımda anlamadığım bir dilde eğitim almaya zorlandım.Sınıfa ilk girdiğimde, öğretmen tahtaya “elma” yazdı.  Ben, “sêv” dedim ona, ama “sêv” yasaktı. “Bu sınıfta Türkçe konuşulur,” dedi öğretmen. Ben sustum çünkü anlamadığım kelimelerle sınava girecektim. Çünkü yanlış cevaplar, benim değil sistemin dilinden kaynaklanacaktı.Her gün, bir kelime daha eksildi Hevi’nin yani benim dünyamdan. “Sêv” gitti, “av” gitti, “dayîk” gitti. Ama ben, annemin gözlerine bakınca o kelimeleri hatırlıyorum. Çünkü sevgi, dilin ötesindeydi. Ama eğitim, dilin içinde sıkışmıştı. Ben, sınıfın en sessiz öğrencisiydim. Zeki olduğu halde “başarısız” sayıldım. Çünkü zekam, Türkçe cümlelerle ölçüldü.  Kürtçeyi anlayan ama Türkçeyi konuşamayan bir çocuk,  sistemin gözünde eksikti.  Oysa ben, eksik değildim. Sadece anlaşılmamıştım.
 ...
Ben artık ikinci sınıftayım.Kürtçeyi anlıyor, hissediyor, yaşıyorum. Ama sınav kağıdında Türkçe sorular var. “Bu metni okuyun ve soruları cevaplayın.” Ben, metni okudum ama anlamadım.  Çünkü kelimeler bana yabancıydı.  “Çiçek” diyordu metin,  
ama benim zihninde “gul” vardı.  “Anne” diyordu paragraf,  ama benim kalbinde “dayîk” yankılanıyordu. Öğretmen, yanlış cevapları görünce kaşlarını çattı.  “Daha çok çalışmalısın,” dedi. Ama ben çalışmıştım.  Sadece başka bir dilde.  Sadece başka bir dünyada. Evde annem, “Sen akıllısın,” dedi.  
Ama okulda, ben “başarısız” sayıldım. Çünkü zekâm, Türkçe cümlelerle ölçüldü.  Kürtçeyi anlayan ama Türkçeyi konuşamayan bir çocuk,  sistemin gözünde yeniden eksik olmuştu.Bir gün, sınıfta “vatan” kelimesi işlendi.  Öğretmenim, “Vatan nedir?” diye sordu.  Ben elimi kaldırmak istedim ama kaldırmadım.  Çünkü benim vatanım, annemin sesiydi.Ama o sesi okulda söyleyemezdim. Çünkü o ses, yasaktı. O gün, ben sessiz kaldım.Ama o sessizlik, bir tohum gibi içime düştü.  Hevi büyüdü. Sessiz sınıflardan, anlaşılmayan sınavlardan, gizlediği kelimelerden geçti.  Ama içimdeki ses hiç susmadı.  O ses, annemin ninnisiydi.  O ses, dağların yankısıydı.  O ses, Kürtçeydi.
Bir gün, bir defter aldım elime.İlk sayfaya şunu yazdım:“Ez li vir im. Ez dibêjim.”  (Buradayım. Konuşuyorum.) Yıllarca susturulan kelimeler,  birer birer döküldü sayfalara.  “Sêv” geri geldi.  “Dayîk” geri geldi.  “Lo lo lo” yeniden mırıldandı. Ben artık öğrenci değilim, ama öğretiyorum. Yazdıklarımla, susturulmuş çocuklara ses oluyorum. “Sen eksik değilsin,” diyorum. “Sen sadece anlaşılmadın.”
Bir gün, bir yazımda şunu söyledim:  
“Ben, anlamadığım bir dilde anlatılmaya çalışıldım.  Ama şimdi, kendi dilimde anlatıyorum.  Ve bu anlatı, bir direniştir.  
Bir dua, bir... bir su gibi.”
Hevi'nin kalemi artık bir anahtar.  
Kilitli kalmış hikâyeleri açıyor.  
Gizlenmiş sesleri duyuruyor.  
Unutturulmak istenenleri hatırlatıyor.
Hatırlatmaya da devam edecek.


Ne dersiniz Hevi'nin hikayesine devam mı?

No comments:

Post a Comment

Cenazem

Kendi cenazeni yaz. Ölüm...sahi ölümden sonra kimim ben aslında benliğim kimdi? Bu soruların cevabı henüz yok taa ki ölüm kapımı...