"Ney neyliğini ancak ustasına teslim olunca bulur. İnsan da öyle değil midir?"
Sabah namazını kıldım. Seccadeden kalktım ama kalbim hâlâ secdede. Seherin serinliği, gecenin son nefesiyle gündüzün ilk ışığını birbirine bağlarken, içimde bir ses yankılandı: "Yaz."
Yaz ki, bu sessizlik yankılansın. Yaz ki, içindeki boşluk konuşsun. Yaz ki, ney gibi ol.
Ney, kamışlıktan koparılır. İçinden boşluklar açılır, canı yanar. Delik delik edilir, içi oyulur. Ama o hâlâ suskundur. Ta ki bir ustanın eline düşene kadar. Usta, onu sabırla işler. Bekler. Dinler. Ve bir gün, ney ilk sesini verir. O ses, sadece bir melodi değil; bir teslimiyetin, bir içsel dönüşümün yankısıdır.
İnsan da böyledir. Kendi içindeki sesi bulmak için önce kırılır. Sonra arınır. Ve sonunda, bir ustaya bu usta bir mürşid, bir öğretmen, bir kitap, bir dua, bir sınav, bir dost ya da sadece hayatın kendisi olabilir teslim olduğunda, kendi sesini duymaya başlar.
Teslim olmak, vazgeçmek değildir. Aksine, hakikate açılan kapının eşiğinde eğilmektir. Kibirden soyunmak, benlikten arınmak, "ben" dememeyi öğrenmektir. Tıpkı neyin içinin oyulması gibi, insan da içindeki fazlalıklardan arındıkça ses bulur.
Kur’an’da Hz. İbrahim’in duası vardır: "Rabbim, bana hikmeti ver ve beni salihlerden eyle." (Şuara, 83) Bu dua, bir ustaya teslimiyetin, hikmetle yoğrulmanın niyazıdır. Çünkü hikmet, sadece bilgi değil; bilgiyi kalple tartabilmektir.
Seher vakti, kalbin en çıplak olduğu andır. Gecenin örtüsü kalkar, gündüzün gürültüsü henüz başlamamıştır. O vakitte edilen dua, bir neyin ilk nefesi gibidir. Titrek, ama samimi. Kırık, ama içten.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: "Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına iner ve şöyle der: 'Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim? Benden isteyen yok mu, ona vereyim? Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım?'" (Buhari, Teheccüd, 14)
İşte bu vakitte yazılan her kelime, bir duadır. Her harf, bir secde. Her cümle, bir teslimiyet.
Bu yazı, içindeki sesi arayanlara bir çağrıdır. Belki bir sınavın eşiğindesin, belki bir kararın. Belki de sadece içindeki boşluğu anlamlandırmaya çalışıyorsun. Ney gibi ol. Sabret. Teslim ol. Ustana güven. Çünkü sesin orada, içinde. Sadece duyulmayı bekliyor.
Ve unutma:
"Ney, içi doluyken susar. Boşaldıkça konuşur."
Sen de içini boşalt. Kırıklarını, korkularını, umutlarını al seccadene ser. Ve sonra yaz. Çünkü yazmak da bir secdedir. Kalbinin secdesi.
Dua ile Bitirelim:
Ya Rabbi, içimizi oy ki, sesimiz Seninle dolsun. Bizi neyin sabrıyla, seherin sessizliğiyle, teslimiyetin huzuruyla yoğur. Her kelimemiz bir dua, her suskunluğumuz bir zikir olsun. Bizi, içi boşalmış ama sesi dolmuş kullarından eyle. Amin.
No comments:
Post a Comment