Monday, March 9, 2026

Cenazem

Kendi cenazeni yaz.
Ölüm...sahi ölümden sonra kimim ben aslında benliğim kimdi? Bu soruların cevabı henüz yok taa ki ölüm kapımı calıncaya dek.
Belki kavlen belki Allah yolunda giderken belki...nasıl, ne şekilde ölebileceğimi Allah'tan başka kim bilebilir ki? Hayatı hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamıyor muyuz? Belkide bana öyle geliyor. Umarım rabbimin huzuruna gönül rahatlığıyla çıkabilirim. Yüreğim hüzün dolu, bu yolun ucunun nereye varacağını düşünmek ruhumu yiyip bitiriyor. Dünyaya sonsuz(ne garip bir kelime) bir hayat için imtihan olmaya geldik. Ölünce tekrar dirileceğimizi hepimiz biliyoruz. Önemli olan ölmeden uyanmak değil mi? Ve o nihai son "ölüm". Sen artık yoksun, hiçbir şeye müdahale edemezsin. Sonsuz zannettiğin o dünyada artık yoksun. Bedenimin yıkandığını hissediyorum temiz ve pak. Sonra kefenleniyorum mis kokulu bir kefenle bilahare Allah'ın azametiyle geldiğim yere geri dönüyorum(toprak). Başımda Allah'a edilen dualar, üzerime bir bir atılan toprak, geride bıraktığım nezih insanlar(annem, babam, kardeşlerim...) sizler ağlamayın hem hayat devam ediyor sizler için. Her bir göz yaşınız bana daha çok acı verir. Hem kötü bir yerde değilim ki Allah'ın yanındayım dünyadan uzak. Rabbimin sen Müslüman kardeşlerime hayırlı bir ömür hayırlı bir ölüm nasip eyle. Tabiricaize " herkes elbet bir gün ölümü tadacak."
Bunu yazmamın sebebi okulda din kültürü dersinde Mücahit hocayla yaptığımız sohbet. İyikide bu sohbeti yapmışım hayatı bir daha sorgulamamı ve ne için yaşadığımı bir kere daha anladım. Uyanın...

Thursday, February 12, 2026

3 Soru

Bugün kendime üç soru sordum:

NASIL BİRİ OLMAK İSTİYORUM?
Ben bir yolcuyum. Yolumun sonunda olmak istediğim kişi, hem ışığı hem gölgeyi taşıyan bir ağaç gibi: kökleri adaletle derinlere inmiş, dalları şefkatle göğe uzanmış.
İNSANLARA NASIL DAVRANMAK İSTİYORUM?
İnsanlara davranışım, suyun taşlara dokunuşu gibi olsun istiyorum. Sertliği aşındıran, ama incitmeyen; sessizce şekil veren, aynı zamanda serinleten. Onlarla karşılaştığımda, varlıklarını onurlandıran bir rüzgâr gibi esmek istiyorum. 
KENDİME NASIL DAVRANMAK İSTİYORUM?
Kendime davranışım ise bir tohumla konuşur gibi olsun: sabırla bekleyen, kusurlarını toprağın karanlığında saklayan, ama büyümesini teşvik eden. Kendime hem merhamet hem disiplinle yaklaşmak, kendi içimdeki bahçeyi korumak istiyorum.  

Bu üç cevabın birleştiği yerde şunu görüyorum: Ben hem kendime hem başkalarına karşı bir ritüel kurmak istiyorum. Adalet, şefkat ve sabırla örülmüş bir ritüel… Böylece yolum tamamlanmış olacak.  

Friday, December 26, 2025

Namaz Bir Akım Değil


Namaz: Bir Akım Değil, Bir Yakınlık

Bazen bir video görüyorum. Gençler, gülüşerek, eğlenerek, namaz kılıyor. Belki bir akımın parçası olmak istiyorlar. Belki de niyetleri kötü değil. Ama içimde bir sızı beliriyor. Çünkü namaz, sadece bir hareketler bütünü değil. O, Rabbimizle kurduğumuz en mahrem, en derin bağ. O, yeryüzünde secdeye kapanan bir kalbin gökyüzüne açılan duasıdır.

Kimseyi kırmak istemem.  
Kimsenin kalbini incitmek değil niyetim.  
Ama hatırlatmak istiyorum:  
Namaz, bir “trend” değil.  
Namaz, bir “bağ”dır.  
Ve bu bağ, ancak huşu ile, edep ile, sevgi ile kurulur.

Ey genç kardeşim,  
Eğer bu yazıyı okuyorsan, bil ki seni yargılamıyorum.  
Sadece birlikte daha derin bir anlamı hatırlayalım istiyorum.  
Çünkü sen değerlisin.  
Ve namaz da öyle.

Ben secdeyi,  
Annemin gözyaşlarında gördüm.  
Babamın alnındaki izde.  
Bir yetimin duasında,  
Bir mazlumun gecesinde.

Namaz…  
Bir zaman değil sadece.  
Bir mekân değil sadece.  
Bir hâl.  
Bir hâl ki,  
Kalbin yere en yakın olduğu an.  
Ve ruhun göğe en açık olduğu yer.

Kur’an der ki:
 “Gerçekten namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”  
(Ankebut, 45)

Peki biz,  
Onu bir gösteriye çevirdiğimizde,  
Onunla eğlendiğimizde,  
Onu bir “trend”e dönüştürdüğümüzde,  
O hâl hâl olmaktan çıkmaz mı?

Ey kardeşim,  
Bu bir sitem değil.  
Bu bir çağrı.  
Birlikte hatırlayalım diye.  
Çünkü sen değerlisin.  
Çünkü kalbin, secdeye layık.  
Çünkü Rabbimiz seni,  
“Secde et ve yaklaş” diye çağırıyor.  
(Alak, 19)

Namaz, bir yük değil.  
Bir lütuf.  
Bir sığınak.  
Bir sır.  
Ve bu sır, ancak huşu ile açılır.  
Edep ile korunur.  
Aşk ile yaşanır.

Gel, birlikte yeniden öğrenelim.  
Birbirimizi yargılamadan.  
Birbirimizi kırmadan.  
Sadece hatırlayarak…  
Ve hatırlatarak.

Çünkü bu çağrı,  
Hepimize.  
Ve bu secde,  
Hepimizin kalbine.

Thursday, December 25, 2025

Vicdanın Örtüsü

Vicdanın Örtüsü: Kalbin Unuttuğu Yer

İnsan, bir anda karanlığa düşmez.  
Günah, bir gecede çökmez yüreğe.  
Önce bir bakış kayar,  
Sonra bir söz,  
Sonra bir adım…  
Ve fark edilmeden, kalbin üstüne bir perde iner.  
İşte o perde, vicdanın örtüsüdür.

El-Gafûr, örten demektir.  
Ama Allah, kusuru örter.  
İnsan ise, hakikati örter.  
Dilini örtmeyen, iftiraya sapar.  
Sözünü örtmeyen, gıybete düşer.  
Kalbini örtmeyen, yalanı alışkanlık edinir.  
Ve vicdanı örtülen bir kalp, artık Allah’ı duyamaz.

Vicdan, insanın içindeki en sessiz çığlıktır.  
Sustuğunda, insan da susar.  
Ama neyle?  
Doğrulukla, merhametle, adaletle…  
Çünkü vicdan sustuğunda, kötülük konuşmaya başlar.

Allah’la bağ kurmak, sadece secdede değildir.  
Bir lokma ekmekte,  
Bir çocuğun başını okşarken,  
Bir söz söylerken,  
Bir karar alırken…  
Her an, her yerde kurulmalıdır o bağ.  
Kurulmazsa,  
İnsan yaptığı her işte kendi nefsine hizmet eder.  
Ve bir gün, o işler ona azap olur.  
Azabın en büyüğü ise, Allah’la bağın kopmasıdır.

Kur’an, bir kalbi doldurduğunda,  
O kalp şeytanın fiillerine düşman olur.  
Ama insanlara değil.  
Kur’an, günaha düşeni dışlamaz;  
Günahı tanır, adını koyar,  
Ama insanı yine de rahmete çağırır.  
Çünkü Kur’an, fiile düşmandır;  
İnsana değil.

Güce, makama, iktidara yaklaşan her adım,  
Ayağın kaymasına daha da yakındır.  
Nasr Suresi’nde şöyle buyrulur:  
“Allah’ın yardımı ve zaferi geldiğinde,  
Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,  
Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile.  
Çünkü O, tevbeleri çokça kabul edendir.”  
Bu ayet, zaferin ortasında tevazuyu öğretir.  
Makamın ortasında secdeyi…  
Gücün tam kalbinde, af dilemeyi…

Ve ümmet…  
Ümmet, sadece bir topluluk değildir.  
Ümmet, ana yürekli insan demektir.  
Bağışlayan, sarıp sarmalayan,  
Yarayı görünce değil, hissedince acıyan insandır ümmet.

Bugün, hepimize bir çağrı var:  
Vicdanın örtüsünü kaldıralım.  
Kalbimizi aralayalım.  
Allah’la bağımızı yeniden kuralım.  
Çünkü O’na yakın olan, karanlığa düşmez.  
Ve düşse bile,  
El-Gafûr’un örtüsüyle yeniden doğar.

Thursday, December 11, 2025

Seherde Ney Gibi

Seherde Ney Gibi
"Ney neyliğini ancak ustasına teslim olunca bulur. İnsan da öyle değil midir?"

Sabah namazını kıldım. Seccadeden kalktım ama kalbim hâlâ secdede. Seherin serinliği, gecenin son nefesiyle gündüzün ilk ışığını birbirine bağlarken, içimde bir ses yankılandı: "Yaz."

Yaz ki, bu sessizlik yankılansın. Yaz ki, içindeki boşluk konuşsun. Yaz ki, ney gibi ol.

Ney, kamışlıktan koparılır. İçinden boşluklar açılır, canı yanar. Delik delik edilir, içi oyulur. Ama o hâlâ suskundur. Ta ki bir ustanın eline düşene kadar. Usta, onu sabırla işler. Bekler. Dinler. Ve bir gün, ney ilk sesini verir. O ses, sadece bir melodi değil; bir teslimiyetin, bir içsel dönüşümün yankısıdır.

İnsan da böyledir. Kendi içindeki sesi bulmak için önce kırılır. Sonra arınır. Ve sonunda, bir ustaya bu usta bir mürşid, bir öğretmen, bir kitap, bir dua, bir sınav, bir dost ya da sadece hayatın kendisi olabilir teslim olduğunda, kendi sesini duymaya başlar.

Teslim olmak, vazgeçmek değildir. Aksine, hakikate açılan kapının eşiğinde eğilmektir. Kibirden soyunmak, benlikten arınmak, "ben" dememeyi öğrenmektir. Tıpkı neyin içinin oyulması gibi, insan da içindeki fazlalıklardan arındıkça ses bulur.

Kur’an’da Hz. İbrahim’in duası vardır: "Rabbim, bana hikmeti ver ve beni salihlerden eyle." (Şuara, 83) Bu dua, bir ustaya teslimiyetin, hikmetle yoğrulmanın niyazıdır. Çünkü hikmet, sadece bilgi değil; bilgiyi kalple tartabilmektir.

Seher vakti, kalbin en çıplak olduğu andır. Gecenin örtüsü kalkar, gündüzün gürültüsü henüz başlamamıştır. O vakitte edilen dua, bir neyin ilk nefesi gibidir. Titrek, ama samimi. Kırık, ama içten.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: "Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına iner ve şöyle der: 'Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim? Benden isteyen yok mu, ona vereyim? Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım?'" (Buhari, Teheccüd, 14)

İşte bu vakitte yazılan her kelime, bir duadır. Her harf, bir secde. Her cümle, bir teslimiyet.

Bu yazı, içindeki sesi arayanlara bir çağrıdır. Belki bir sınavın eşiğindesin, belki bir kararın. Belki de sadece içindeki boşluğu anlamlandırmaya çalışıyorsun. Ney gibi ol. Sabret. Teslim ol. Ustana güven. Çünkü sesin orada, içinde. Sadece duyulmayı bekliyor.

Ve unutma:

"Ney, içi doluyken susar. Boşaldıkça konuşur."

Sen de içini boşalt. Kırıklarını, korkularını, umutlarını al seccadene ser. Ve sonra yaz. Çünkü yazmak da bir secdedir. Kalbinin secdesi.

Dua ile Bitirelim:

Ya Rabbi, içimizi oy ki, sesimiz Seninle dolsun. Bizi neyin sabrıyla, seherin sessizliğiyle, teslimiyetin huzuruyla yoğur. Her kelimemiz bir dua, her suskunluğumuz bir zikir olsun. Bizi, içi boşalmış ama sesi dolmuş kullarından eyle. Amin.

Thursday, October 2, 2025

SUMUD FİLOSU


“Ben de Sumud Filosu’ndayım” 

Ben Zeynep’im.  
Bir öğrenciyim.  
Kitaplarımda sizin adınız var.  
Uykusuz gecelerimde sizin sesiniz.  
Benim cihadım bu:  
Kalemle, emekle, dua ile  
O gemide olamasam da  
O gemiyi yazmak, yaşatmak,  
Sizi yaşatmak.

Ben bir öğretmenim.  
Sınıfımda eksik kalan sandalyeler var.  
Her boşlukta Gazze’yi anlatıyorum.  
Sumud Filosu’na katılamadım belki,  
Ama her dersim bir yelken oldu.

Ben bir anne babayım.  
Çocuğumun oyuncaklarını toplarken  
Aklımda başka çocuklar var.  
Sahipsiz kalanlar,  
Adı unutulanlar,  
Rüyasında hâlâ bir gemi görenler.

Ben bir şairim.  
Kelimelerimle yardım taşıyorum.  
Her dize bir gazlı bez,  
Her mısra bir süt kutusu.  
Sumud Filosu’nun yükü  
Vicdanımdan geçiyor.

Ben bir çocuğum.  
Adımı unuttular,  
Ama rüyamda hâlâ bir gemi var.  
Geminin adı Sumud.  
Yelkeni bir annenin başörtüsü,  
Gövdesi kardeşimin oyuncak kutusu.  
Bu gemi bana doğru geliyor.  
Ve ben, ilk kez gülümsüyorum. 

Herkes kendi "Ben..." cümlesini eklesin kardeşlerim.🪶

Friday, September 26, 2025

Toprak Kokusu💧👃



Her Şeyin Sessiz Anlatıcısı

Yağmur yağarken camın kenarına otururum.  Cam buğulanır, dünya silikleşir.  Ama ben sadece bir şeyi beklerim: Toprak kokusunu.
O koku gelirken herkes susar. Çünkü o koku, bir evin iç sesidir. Aileyi anlatır bana.  
Bir sofranın etrafında toplanan eksik ama tamamlanmış bir hikâyeyi. Bir annenin telaşını, bir babanın sessizliğini, bir kardeşin gülüşünü. O koku, evin duvarlarında yankılanan geçmişin izidir.Ama sadece aileyi değil. Savaşı da anlatır. Toprağa düşen adımları, sessizce gömülen hayalleri, bir çocuğun anlamadığı ama hissettiği eksikliği.  
Ve barışı da… Birlikte susmayı, birlikte yeniden başlamayı. Bir çiçeğin yeniden açmasını, bir pencerenin yeniden açılmasını. Aşkı da anlatır. İlk bakışı değil belki, ama son kalışı. Birlikte ıslanmayı, birlikte susmayı, birlikte kokuyu paylaşmayı. Aşkın en sessiz hâlini: Yan yana durmak, hiçbir şey söylemeden, ama her şeyi hissetmek.
Ve nicesini… Bir mezarın başında bekleyen sessizliği, bir doğumun ardından yükselen umut kokusunu, Bir göçün ardından kalan izleri. Toprak kokusu, her şeyin anlatıcısıdır.  
Kelimesiz, ama eksiksiz. Ben o kokuda kendimi bulmam. Kendimi bırakırım.  
Çünkü o koku, bana ait değil. Herkese ait.  
Ve belki de en derin bağ, aynı kokuda buluşmaktır. Sizlerle aynı kokuda buluşmak...
İyi ki varsınız. 

Cenazem

Kendi cenazeni yaz. Ölüm...sahi ölümden sonra kimim ben aslında benliğim kimdi? Bu soruların cevabı henüz yok taa ki ölüm kapımı...