Vicdanın Örtüsü: Kalbin Unuttuğu Yer
İnsan, bir anda karanlığa düşmez.
Günah, bir gecede çökmez yüreğe.
Önce bir bakış kayar,
Sonra bir söz,
Sonra bir adım…
Ve fark edilmeden, kalbin üstüne bir perde iner.
İşte o perde, vicdanın örtüsüdür.
El-Gafûr, örten demektir.
Ama Allah, kusuru örter.
İnsan ise, hakikati örter.
Dilini örtmeyen, iftiraya sapar.
Sözünü örtmeyen, gıybete düşer.
Kalbini örtmeyen, yalanı alışkanlık edinir.
Ve vicdanı örtülen bir kalp, artık Allah’ı duyamaz.
Vicdan, insanın içindeki en sessiz çığlıktır.
Sustuğunda, insan da susar.
Ama neyle?
Doğrulukla, merhametle, adaletle…
Çünkü vicdan sustuğunda, kötülük konuşmaya başlar.
Allah’la bağ kurmak, sadece secdede değildir.
Bir lokma ekmekte,
Bir çocuğun başını okşarken,
Bir söz söylerken,
Bir karar alırken…
Her an, her yerde kurulmalıdır o bağ.
Kurulmazsa,
İnsan yaptığı her işte kendi nefsine hizmet eder.
Ve bir gün, o işler ona azap olur.
Azabın en büyüğü ise, Allah’la bağın kopmasıdır.
Kur’an, bir kalbi doldurduğunda,
O kalp şeytanın fiillerine düşman olur.
Ama insanlara değil.
Kur’an, günaha düşeni dışlamaz;
Günahı tanır, adını koyar,
Ama insanı yine de rahmete çağırır.
Çünkü Kur’an, fiile düşmandır;
İnsana değil.
Güce, makama, iktidara yaklaşan her adım,
Ayağın kaymasına daha da yakındır.
Nasr Suresi’nde şöyle buyrulur:
“Allah’ın yardımı ve zaferi geldiğinde,
Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,
Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile.
Çünkü O, tevbeleri çokça kabul edendir.”
Bu ayet, zaferin ortasında tevazuyu öğretir.
Makamın ortasında secdeyi…
Gücün tam kalbinde, af dilemeyi…
Ve ümmet…
Ümmet, sadece bir topluluk değildir.
Ümmet, ana yürekli insan demektir.
Bağışlayan, sarıp sarmalayan,
Yarayı görünce değil, hissedince acıyan insandır ümmet.
Bugün, hepimize bir çağrı var:
Vicdanın örtüsünü kaldıralım.
Kalbimizi aralayalım.
Allah’la bağımızı yeniden kuralım.
Çünkü O’na yakın olan, karanlığa düşmez.
Ve düşse bile,
El-Gafûr’un örtüsüyle yeniden doğar.
No comments:
Post a Comment